Mardin Bienali / Mardin Biennial

TR  I  ENG

     

 

İKİNCİ BAKIŞ

Tarihsel yönden böylesine varsıl bir bölgenin odağında, değişik kültür ve farklı geçmişlerden gelen bireylerin oluşturduğu bir kent olan Mardin’de, bienal gerçekleştirmek eşsiz bir olanak… Mardin Bienali, ipuçlarını kentin mimari, tarihi ve kültürel katmanlarının görkeminden alırken, kent dokusu içinde yeni karşılaşma ve buluşmalar sunarak, özgün bir yol oluşturma amacında...  Bu sergi, ‘bildiğimiz ve alışık olduğumuz’u, ‘bilmediğimiz ve alışık olmadığımız’la karşı karşıya getirerek izleyicide bir ikinci bakış uyandırmaya çalışıyor; sanatla günlük nesneleri birbirinden ayıran, kimi zaman da birleştiren ince çizgiyi tanımlamak adına... Günümüzün görsel kültürünü Mardin’in dokusuyla harmanlayarak, bölgenin renkli öykülerine ve ruhuna güncel sanatı aşılamayı, kişisel öykülere ağırlık vermeyi tasarlıyor. Hedef; Mardin’deki yaşamın fark edilmeden, günlük ritmi ya da alanı rahatsız etmeden bir parçası olmak, sanatçıların yapıtlarını kent dokusuna uygun biçimde bütünleştirmek… Öylesine ki: sanatçıların ürünleri adeta başından bu yana bu kentteymiş gibi…

Bienal, Mardinlilerin kent içinde günlük yaşamlarını sürdürdükleri, gezindikleri, tarihi konutlardan berber dükkanlarına, kıraathanelerden açık hava sinemasına kadar değişik mekanları, normal koşullarda bir gezginin giremeyeceği ve deneyimleyemeyeceği  29 sanatçıya sergi alanı olarak sunuyor. Her bir mekân; gerçeklerin yanı sıra, farklı fiziksel, psikolojik, tarihi ve kültürel dünyaları temsil ediyor. Birbirlerine yürüme uzaklığında bulunan bu alanlar kimi zaman mekanla doğal bağı olan, kimi zaman da hiçbir ilişkisi olmayan yapıtlara hem esin kaynağı oluyor hem de yer veriyor.

Geçmişi 16. yüzyıla dayanan ve Mardin’in en büyük konağı olan Tokmakçılar Konağı, bienalin ana mekânı… Bu konağın mimari katmanları ve yapısal karmaşıklığı Mardin’in çok renkliliğini de yansıtıyor. Konağın duvarları sanatı barındıran bir kalkan görevi üstlenirken; doğal haliyle yapıtların sunumu için tarihi ve kültürel bir alan yaratıyor. Sanat yapıtlarının belli bir bölümü, yatay bir izleme alanı yaratmak için vitrinlerde sergileniyor. Bu alanlar aynı zamanda da arşivleme görevi yüklenirken, umarız sanat yapıtının bire bir okunmasını da sağlayacak. Sergi, Mardin’e sessizce, sanki parmak uçlarında yürüyormuşçasına, rahatsız etmeyen bir tavırla girerek iddialı ve baskın anlatımlardan uzak durmayı yeğledi. Videolardan fotoğraflara, mekâna özel yerleştirmelere kadar konakta sergilenen yapıtlar,  tıpkı Anri Sala’nın büyükannesinin börek yapışını anlatan videosunda olduğu gibi kişisel öykülerin ve anlatımların üzerinde duruyor. Börek videosunda da, zaman içinde gelişen hem coğrafi hem kronolojik uzaklıkların ışığında kişinin kendi geleneklerini koruma ve miras bırakmanın zorlukları, Sala’nın ailesinin tarihçesine dair kişisel anıları gözler önüne seriliyor. Yemeğin kişisel ve kültürel önemi, bir yere veya aileye ait olma duygusunun yanı sıra geçmişin de bir simgesi olduğundan, Sala’nın videosu samimi bir iş olarak başlasa da evrensel bir konuyu ve duyguyu vurguluyor.

Ana karakterin yine yemek olduğu bir başka çalışma Seyit Battal Kurt’un Yemek Odasının Altındaki Anılar. Güney Kore kadınlarının restoran müşterileri için deniz ürünlerinden oluşan yemek hazırlamaları anlatılıyor. Bu videonun konağın mutfağındaki gösterimi, konağın kullanıldığı günlerdeki yaşamına bir göndermede bulunurken yemeğin hazırlığı ve sunumu arasındaki bazen görünen bazen de görünse de fark edilmeyen sahneleri gözler önüne seriyor. Yine Kurt’a ait olan Midilli adlı videoda ise, dost canlısı atın bizi kendi alanına, (insana Tokmakçılar Konağı’nı anımsatan) yaşanmışlıkları olan bir eve davet ettiği çalışmasını görüyoruz.

Yuva ve yerinden olma fikrinin ele alındığı Mona Hatoum’un halısı Değiştirme;  dünya haritasını hem potansiyel olarak tehlikeli, sismik bir yer, hem de bir hedef olarak sunuyor.  Heykel çalışmalarını bütün boyutlarıyla ele alan Mike Nelson konağın bodrumunda Mardin’e özel bir yerleştirme gerçekleştiriyor. Hrair Sarkissian ise eşit boyutta ve şekilde çam parçalarından meydana gelen ahşap bloktan oluşan oyuncağı, Kapla’dan yapılan farklı yapıların görüntülerini sunuyor. Hayal gücü ile büyükbabasının köyündeki evleri inşa ediyor Sarkissian. Yuva, bir yapıdan çok daha fazlası haline gelip; yaşam ve ölümün bir ifadesine dönüşüyor. Yüzyıllar boyunca binlerce kişinin yaşadığı bu konakta Latifa Echakch bir nota sehpası üzerinde sergilediği mavi elbise ile konakta yaşamlarını sürdürmüş olan kadınların hayaletlerine göndermede bulunuyor. Rosemarie Trockel özellikle evsel içeriğe göndermede bulunan Röportaj ve Bay Güneş adlı iki video sunuyor.Hiraki Sawa yapıtlarında sık yinelenen bir resimsel alfabeye dayalı, Londra’daki dairesinde yapılan ve ilginç bir dille anlatılan rüyaları anımsatan Ev videosu ile fantastik evsel durumları hayal ediyor. Manfredi Beninati hayali bir hanenin gölgelerinin emanetçisi olan etrafı çevrili bir alanda bir ‘Anı Odası’ yaratıyor. Edy Ferguson not defterleri, kâğıt üzerindeki işler, yerleştirmeler için projeler ve sesli bir yapıtla, sanat uygulamasının arşivleri yerine geçecek biçimde bir odayı vitrinlerle dolduruyor. Murat Şahinler ve Sami Baydar, konaktaki küçük bir odada Şahinler’in karalama defterlerini ve Baydar’ın çizimlerini sergiliyor. Pier Paolo Pasolini'nin Lor Peyniri (La Ricotta) üzüntüyü ve kurtuluşu anlatan bir film. İtalya'nın en kontrolsüz ekonomik gelişim döneminde çekilen bir film üzerinden  masumiyet ve sosyal marjinalleşme konularını ele alıyor. Francesca Gabbiani, üç vitrinde sanatını uygulamak için kullandığı araçlarla birlikte alâmetifarikası olan kesip çıkartmaları ve katmanlı kolajları sergiliyor. Onun sanatı, kökeni 19. yüzyıl başlarındaki kâğıt siluet yapımı ve folk sanatına dayanan titiz ve gösterişsiz bir alana dayanıyor. Mardinli Nasra Şimmes ise, geleneksel ahşap blok baskı ile kumaş üzerine boyama yönteminin uygulayıcısı. Babası tarafından oyulan blokları kullanıyor. Şimmes ağırlığı Hıristiyan temalı ikonografi olan işleriyle yıllar boyu Mardin civarındaki kiliseler için çok sayıda perde yarattı. İşleri, mükemmel kompozisyonları ve sarsılmaz enerjisi ile öne çıkıyor. Hem cesur hem de saf bir anlatımla, Hıristiyan temsil parametreleri içerisinde taze ve yaratıcı tadı ile dikkat çekiyor. Nasra hanım her anlamda eski bir sanat formu çerçevesindeki çağdaş bir sanatçı.

Yeni Otel’de işler ‘eski hamam eski tas’ devam ediyor; bir yandan bienal için bir mekân olarak hizmet verirken, kiralık odaları, yumurta satışları ile otel olmaya da devam edecek. Bienal izleyicileri, kamusal alan sanatçılarının en zorlularından birisi olan Pae White tarafından kısmen dekore edilmiş bir odada oturup sohbet ederken, Mardin’in günlük yaşamı içerisinde sanatı deneyimleme şansına sahip olacaklar.  Dominique Gonzales-Foerster,  De Novo’da bir sanatçı olarak sanat dünyasını nasıl deneyimlediğini ve özellikle de, Venedik Bienali’ne katılımındaki yaratma sürecindeki yaşadığı acıları ve riskleri dillendiriyor.  Yeni Otel’in odalarından birinde Eli Cortiñas Açık Perdeyle İtiraflar adlı videosunda Hollywood filmlerinden sahnelerin kolajı ve oteldeki hayali/geçici bir nüfusun varlığı aracılığıyla aşkın çılgınlıklarını­ gösteriyor. Sebastian Moldovan’ın Kapılar adlı videosu sanatçının son yıllarda yaşayıp çalıştığı alanları belgeleyen bir çalışma. Sanatçı izleyiciyi kendi çevresinin mahremiyetine sakin bir şekilde davet ediyor olsa da, bu videoda Moldovan, çevresinin her bir parçasını özenle yaratıyor ve alanın anısını yakalıyor. Hakan Irmak ve Nurullah Görhan beraber ürettikleri video çalışmalarında şans ve rastlantı konusunu özenli bir dille sunuyor.

Bazen sanat yapıtlarını fark etmek kolay olmayacak, çünkü onlar kentin yaşamına katılmış olacak. Bir paradigmatik örnekse, Los Angeles’te yaşayan sanatçı Pae White’ın tasarladığı yedi farklı kumaştan birinin Yeni Otel’in girişindeki bir koltuğun üstünü kaplaması ve diğerlerinin de pazardaki kumaşçılarda satılacak olması. Geleneksel sanat izleyicisi bunları dükkânlarda aramak durumunda kalabilir ama alışverişe çıkan yerel halk, kumaşların sanatsal değerinin farkında olmaksızın elbise dikmek ya da eşya kaplamak için bu kumaşlardan satın alabilir.

Bienal aynı zamanda da, mekânları oluşturacak farklı dükkânlar sayesinde Mardin sokaklarına akacak. Aynı şekilde, Anne Sauser-Hall, zeybek dansına göndermede bulunduğu özel dikilmiş ceketlerini bir elbise dükkânında sergileyecek. Bu sergi ile yapmayı amaçladığımız işte aynen böyle birşey... Yüzeysellikten uzak, maddi değer, sanatsal ya da tarihsel kaygısı olmaksızın, sadece ‘beğenmeye’ dayalı, içgüdüsel bir durum.

The Museum of Everything, Mardin Bienali’ne kentteki dükkânlardan birinde ‘konuk’ olacak ve alaylı bir sanatçı olan Suriyeli Adib Fattal’ı tanıtacak. Kendine has stiliyle Fikret Atay, kazananın henüz belirlenmediği bir yüzleşmeye tanıklık edeceğimiz yeni işi Düello’yla bienale katılıyor.

Rä di Martino farklı bir hayaleti, film setlerinin ve Fas’taki Star Wars seti artık kullanılmadığında neler olabileceğini gösteriyor, bize geride kalanları sergiliyor. Bu konu aslında Mardin’e uzak bir konu da değil, zira kent çok sayıda TV ve film çekiminde mekân olarak kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediyor.

Futbol maçı veya haberler gibi TV programlarının gösterildiği berber dükkânları ve kıraathanelerde de videolar gösteriliyor. Marisa Maza ve Wood and Harrison mekânda insan bedenini inceliyorlar. Ansiklopedilerden, fizik kitaplarından ve spor kanallarından uyarlanan görsel bir dil kullanarak performansı, sanatı, mimariyi ve sporu incelemek ve anlamak arzusundalar. Bu videolarda konuşma yok ve genelde çok az ses var. Bu videolar çoğunlukla geleneksel olarak erkeklerin sosyalleşme mekânlarında sessizce bir deneyim sunuyorlar. Herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilirler. Ama zaman zaman izleyiciler, Mardin halkının günlük rutinlerine baktıklarını mı yoksa görünenin ötesinde başka şeylerin mi olduğunu merak edecekler.

Mardin güvercini sıradışı yetenekleriyle insanda hem yeniden bakma dürtüsünü uyandırıyor hem de bir sanatçıyı çağrıştırıyor ve bienalin canlı imgesi haline geliyor. Bienal, kendine özgü yetenekleri olan  yöresel Mardin güvercinine benziyor. Onu diğer güvercinlerden farklı kılan özelliği, belli bir yönde uçarken havada takla atabilmesi. Sanatçılar  kendi çalışma ve estetik anlayışlarında başardıkları sıçramalar veya taklalar  ile evrenselleşir. Rus formalist kuramcı yazar Victor Shklovsky'nin 1923 yılında yayımlanan Şövalyelerin Hareketi adlı özgün yapıtında benzer bir evrimselleşmeyi anlatır. Sanatçı bir satranç oyuncusunun sonraki hamleleri tasarlaması gibi sezileri, sürprizleri, çevresel değişkenleri gözeten, kendine özgü bir evrimselleşme süreci geçiren bir son yaratır. Shklovsky kitabını, sanatçının hedefindeki son gibi,  akıllarda kalan bir son ile bitirir. Hedeflerini sıralar ve onlara ulaşmak için yaratıcı ince zekasının ürünü olan hiciv yeteneğini kullanır ve son sözü şu olur:

Şövalye son hamleyi yapar.

Başını eğer ve gülümser.


 

Copyright © 2012 Mardin Bienali.Her hakkı saklıdır.